29 Aralık 2015 Salı

KELİMELER 2.3 - Çilek



Bora uyan! Bora! Uyansana hadi!


Gecenin yarısında Seda'nın o güzel sedasıyla uyandım. Yüzü bembeyazdı.

- Hayırdır inşallah? Hırsız mı gelmiş, ne oldu?

- Yok yok..

- Fare mi? Nedir?

- Yok yok duymadım bir şey ya.. Canım çok çilek çekiyor, bana çilek getirsene biraz.

- Ne garip kadınsın ya! Yat uyu zıbar!

Bu son cümlemi duyunca yüzünün aldığı hali gördüğümde öyle içim acıdı ki… Yataktan fırladığım gibi pantolonumu giyiverdim. Ben de Bora Zan’sam gecenin 4’ünde o çilekleri bulacaktım, bulmalıydım…

Hava buz gibiydi ama ben de iyi giyinmiştim. 5 çift çorabı ayağıma geçirip kaval kemiklerime kadar çekmiş, karanlıkta avının kokusunu izleyen kurtlar misali açık bir manav aramaya başlamıştım.

Yürüyordum, bu yolların sonu yoktu… Telefonumdan yerlerini öğrendiğim tüm nöbetçi manavların “Abi bu mevsimde çilek zor bulursun!” demeleri hevesimi kaçırmıyordu fakat; ayakkabılarımın içine dolan çamurlu su, artık vazgeçmem gerektiğini haykırıyordu. Keşke eve hırsız girmiş olsaydı…

Ellerim boş ve mahcup halde eve dönerken, sokağın başında ansızın beliren üç tinerci şahsın hızla üzerime geldiğini fark ettim. Kaçmadım, yanıma kadar geldiler ve oldukça kibar bir üslupla tüm paramı istediler. Elbette bu ricaya hızlı bir bıçak sallama gösterisi de eşlik etmişti. Takdir ettim, çocuk güzel sallıyordu, belli ki iyi çalışmıştı, hep birlikte alkışladık. 18-20 yaşlarında küçük çocuklardı… Çok da hırpalamak, geleceklerini karartmak istemiyordum.

-  Bakın çocuklar! Biliyorsunuz ki bu yaptığınız çok günah ve karşılığında ateşlerde yanabilirsiniz! Ama şöyle yapalım isterseniz; ben üzerimdeki parayı size vererek o güzel bıçağınızı sizden satın almış olayım. Böylece hırsızlık yapmamış hatta karlı bir ticaret yapmış olursunuz…

Çocuklar şaşkınca birbirlerine baktıktan sonra, yılların tinercisi olmanın getirisiyle teklifimi reddedemediler.

Parayı verip bıçağı aldıktan sonra, elbette ki bıçakla çocukları tehdit edip tüm paramı geri aldım. Üstüne ceplerindekini de boşaltmalarını istedim. Bali, uhu, prit, makas…. Döküldükçe dökülüyordu. 
Kurdele..  fiyonk..

- Oğlum, baliyi uhuyu filan anladık da bunları napıyorsunuz yahu?

- Abi valla onlar takım olarak satılıyor, mecbur öyle alıyoruz… Atmaya da kıyamıyoruz..

- İyi iyi… hadi uzayın bakalım..

Çocuklardan -ellerinden zararlı nesneler alınınca birer çocuğa dönüştüler-  ayrıldıktan sonra eve doğru çaresizce yürümeye devam ettim.

Seda uyku ile uyanıklık hali arasında, o bazılarımıza ilham gelen halde, çarşafın altında kıvrılmış uyukluyordu. Ümraniye'deki tüm manavları gezip çilek bulamadığımı ona nasıl anlatacaktım?

Bir duş aldım, belki bir ilham gelir diye… Gelmedi…

Paltomun cebindeki bıçaktan, nam-ı diğer suç aletimden kurtulmalıydım. “Yoo!” dedim kendime, neden kurtulayım ki! Mutfağa girdim güzelce yıkadım bıçağı ve bulaşıklığa yerleştirdim.

Biraz gürültü çıkarmış olmalıydım ki, Seda’yı uyandırmıştım. Suçlayıcı bakışlarıyla dövüyordu beni.

- Hani sevgilim bir saattir bekliyorum neden getirmedin çilekleri, aşk olsun!

Kem küm edip ne diyeceğimi bulmaya çalışırken Seda,

Buzdolabına yöneldi…

Kapağını açtı…

İçeri uzandı…

Ve bir tabak çilek çıkartıp yemeye başladı…


                                                                                               BoynuTutulanZürafa
                                                                                                  09.12.2015

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder